Paylaş

İnsanların hayallerini gerçekleştirmesi ve ertelememesine inanıyorum… Ben de öyle yaptım ve Kasım ayında Türkiye’de tanıştığım Alman arkadaşlarımın daveti üzerine Münih’i keşfetmeye çıktım…

Burada en büyük 2 hayalimi gerçekleştirecektim… BMW Müzesini görmek… Ve Doğu Almanya’ya geçip Leipzig’de favori grubum ColdPlay’i izlemek…

dscn0919 500x374

Münih güneydeki burnu biraz daha büyük ve gururla Bavyera eyaletinin baş şehri…Gerçekten çok yeşil ve tertemiz… Özellikle fanatiği olduğum bisiklet konusu burada Amsterdam’dan sonra karşıma inanılmaz bir biçimde çıktı…Her yer bisiklet; herkes bisiklet kullanıyor çünkü şehir dümdüz… Tepe denilen bir şey yok…Bisikletler sokakta kilitsiz duruyor…Kimse bisiklet çalmıyor; çünkü bisikletler çok yeni değil… Almanya’da çok yeni araba görmedim. Ama 5 senelik arabalar sıfır gibi tertemizdi. Çünkü denizin olmaması korozyonu azaltıyor. Ayrıca arabalarına gözü gibi bakıyor herkes. Düzgün sürüldüğünden kazada yapılmıyor tabii ki…

Fotoğraflarda göreceğiniz üzerinde DIE BAHN yazan bisikletler her yerde duruyor. Bu sisteme kredi kartınız ile ayda 5 euro verip abone oluyorsunuz. Daha sonra yolda bir “Die Bahn bisikletinin” yanına gidiyorsunuz. Ve üzerindeki numarayı cebinizden arıyorsunuz… Call Center görevlisi kimlik doğrulamasından sonra ne kadar süre bisikleti kullanacağınızı soruyor. Onun karşılığı ücreti ödüyorsunuz: 2 saati 1 euro olabilir. OK’ledikten sonra TAK diye bir ses ve bisikletin arka tekerlerinde bulunan sim kart vasıtasıyla çalışan kilit açılıyor ve gezmeye başlıyorsunuz. Süre bitmesine yakın alarm çalmaya başlıyor. Alarm sıklaşınca bisikleti bırakıyorsunuz. Kendi kendine kitleniyor…

Ülkemizde; sanırım bunun gibi uygulamalarda bisikletlerin çalınmayacağı ve bu şekilde kullanılacağı kesinleşince Avrupa Birliğine girmiş olacağız.

Bu kısa süreli şoklardan sonra kendimi tabii ki de outdoor mağazalarına verdim ve Türkiye’de 2 katına aldığım ürünlere bakıp göz yaşlarıma engel olmaya çalıştım…Sonra U Bahn denilen metro sistemine binip BMW müzesinin yolunu tuttum. Nasıl heyecan anlatamam. sonra bir anda demir bir tabelanın önünde diz çökmüş bir şekilde kendimi buldum. Yıkılmıştım. BMW Müzesi 2007 yılına kadar renovasyon amacıyla 2003’te kapatılmıştı… Şoktaydım. Ama Müzenin çok ünlü olduğunun farkında olan BMW yöneticileri yaklaşık %40’ını bir başka yerde portatif ve geçici bir müze açarak sergilemekteydiler. Bir nebze içim rahatladı ve Münih Olimpiyat parkının içindeki müzeye doğru yola koyuldum… Münih olimpiyat parkı gezdiğim ülkelerde gördüğüm en muhteşem park.  Bu kadar yeşil, sessiz ve upuzun ve tertemiz bisiklet ve yürüyüş parkurları olan bir yer olamaz…Heryerde ördekler , kazlar.. Şehrin içinde vaha… Burası bildiğiniz üzere 1972 yaz olimpiyatlarına ev sahipliği yapmış ve İsrail kafilesine Filistinlilerin saldırması ile ses getirmişti.

Müzeye girdikten sonra hayalimde olan birçok arabaya görevlilerin ikazına rağmen dokundum. Katalogların hepsini topladım, 150 tane foto çektim…Çok önemli idi benim için.. Garip gelebilir ama önemli idi. Çünkü yakın arkadaşlarım benim nedenli bir BMW fanatiği olduğumu bilirler… (her ne kadar 86 model bir Renault sürsem de)

Münih’te en çok etkilendiğim diğer bir yer gezmesi tam 5 saatimi alan ve 14 bölümden oluşan dünyanın en büyük müzelerinden DEUTCHE MUSEUM’du… Tam bir sanayi ve gelişim tarihi müzesinde alman savaş uçaklarında, U-Boat’lara arabalardan , bisikletlere, madenlerin , pırlantaların gelişimi ve örneklerinde, korsan gemilerine kadar her şey vardı. Sadece bu müzede 400 fotoğraf çektim…Münih’e giderseniz kaçırmamanız gerekiyor… Beer-Garten; yani bira bahçeleri, Almanların şehrin merkezlerinde sosis, patates yiyip bira içtikleri ve sosyalleştikleri mekanlar…Bavyera bu bahçeleri ile ünlü. Çok keyifli bir ortam, hele bir de hava güzelse…

Münih dışında ise 2. Ludwig’in 14 yılda tamamlanan kale gibi sarayını gezdim. Bu saray NeuSchwanstein isimli, Münih’ten 100 km uzaktaki İsviçre sınırında. Göl manzaralı kartpostal tadında fotolar buraya ait…

Ünlü müzik dehası WAGNER burada konser versin diye sadece konser salonuna 3 yıl emek harcanmış… Özel akustik sistemi var. Ludwig sarayda sadece 1 yıldan az bir süre kalmış sonra esrarengiz bir biçimde 45 cm’lik gölde boğularak ölmüş; boyu 195cm olmasına rağmen…

Wagner ile 2. Ludwig’in arasında ilginç bir ilişki olduğu da ayrı burada öğrendiğim diğer bir dipnot

Aslan diğer bir önemli not; her yerde aslan figürleri var; bunlar bazen bank olarak karşınıza çıkıyor. Hepsi temalı ve bir şeyleri sembolize ediyorlar. Münih’te yaklaşık 100den fazla aslan heykeli vardı.

Diğer gezdiğim yerler: 3 kilise (Katolik,Ortodoks ve Protestan); eski ve yeni sanat müzeleri ki ; Bosh, Picasso, Dali,
Andy Warhol gibi sanatkarların tablolarını ve eserlerini görme imkanı buldum.. Üniversite caddesinde kalmamdan dolayı çok keyifli cafe ve barları gezdim. Metro ve trenlerle yolculuk yaptım…Banklara oturup saatlerce etrafı izleyip müzik dinledim… Genel olarak Almanya bana özellikle outdoor ürünleri, açık büfe sushi, bira ve kitaplar açısından son derece ucuz; müze fiyatları, ulaşım, yemek açısından daha pahalı geldi.

Hayallerimden birkaçını kurduğum uluslararası arkadaşlık sayesinde gerçekleştirdim… Gelibolu’nda karavanlarının yanına gidip; gelin sohbet edelim demeseydim sanırım bunlar olmayabilirdi…

Şans… Hayaller .. Biraz da istek… Nerelerde harcadığımızı düşünürsek hayatı, paralarımızı, zamanımızı… Gerçekten bunları gerçekleştirip ve paylaştığınızda keyfi ortaya çıkıyor…

Tags: Almanya Gezisi, Münih Gezisi, Almanya Münih, Münih Cafe, Münih Müze