Sabah erkenden yollara düştük. Klasik gene kahvaltı için Einstein kafe’ye gidiyoruz. Nefis omletler ve kremalı kahve yapıyolar. Zaten Berlin’de kaldığımız sürece başka yerde de kahvaltı yapmıyoruz.
Bugün gidilecek yerler arasında Pergamon müzesi var ilk başta, zaten bir gün önce biletlerimizi de almıştık. Kahvaltımız bittikten sonra rota müze, henüz erken o yüzden sıra yoktur diye düşünüyorum, rahatça içeri giriyoruz.
Milattan önce 160′dan kalma Bergama sunağını gördük. Berlin müzeleri içindeki en eski ve değerli hazine. Osmanlı zamanında bizim topraklarımızdan Arkeolog Karl Humann tarafından getirilmiştir. 2. dünya savaşı sırasında da müze çok az zarar ile kurtulmuştur.
Bu sunak M.Ö. Bergama Yunan şehri olduğundan bölgedeki bir tapınak kompleksinin bir parçasıdır. Bu müzede gördüğümüz diğer eserler Milet Pazar Kapısı M.S. 120′ye ait. Yükseliği 16 metre’den daha yüksek. Burada enteresan görüntülerden biri taşın üstünde o zamandan kalma bir berberin reklamının kabartması bulunmakta.
Tanrıça Atena’nın heykeli, Atena tapınağı (M.Ö 2 yy), Tanrıça Persafon heykeli , Asur sarayı, Mishta Sarayı (Sultan Hamid’in Kaiser Willheim’e hediyesi
MS. 744′de Ürdün’de inşa edilmiş), Babil’in Istar Kapısı (180m uzunluğundaki bir yol’dan kalma kalıntılar, fayanslar, kutsal aslan resimleri), Romalılardan kalma Ürdünden çıkarılan yer mozaikleri, ve İslam eserlerine ait parçaların sergilerini görme şansı bulduk.
Aşağıda videosunu da bulabileceğiniz Halep Odası (Halep’te hristiyan cemaate ait kalmış tek,paha biçilmez oda duvar kaplamaları) görülmeye değer.
Pergamon Müzesi Halep Odasi from Emre Tok on Vimeo.
Buradan çıktıktan sonra bir kahve molası sonrası Friedrich kilisesini geziyoruz.
Hemen çok yakınında inanılmaz bir çikolata dükkanı var kendimizi oraya atıyoruz.İsmi Fassbender & Rausch. Burada türüf ve değişik çukulata çeşitlerinden bir miktar paket alıp elimizde yola yürüyerek devam etme kararı alıyoruz.
Sokakta gezerken , köprülerde, yollarda gördüğüm eski arabalar, enteresan görüntülerden oluşan fotoğraflar çekiyoruz.Farklı olan her şey ilgimizi çekiyor. Yurtdışında gezdiğiniz sürece sizi şaşırtan tüm öğeler her zaman favorim olmuştur.
Karnımızda acıkmaya başladı, batı Berlin tarafındaki ünlü alışveriş mağazası Ka De We’de sushi yiyelim diyoruz. Tam bir felaket hayal kırıklığı. Ama alışveriş merkezinde ben maket arabalar ve playmobil oyuncakları arasında deliriyorum. Kendime hatıra olsun diye bir minik PlayMobil bizim eski gençlik tabirimizle Mini Mekanik oyuncak adam alıyorum.Sushi faciasını ise dışarı çıkıp Sosis yiyerek kapatıyorum
Nefis !
Yemekten mağazanın bulunduğu inanılmaz uzunluktaki alışveriş caddesi olan Kurfürsterdam’da yürüyüş yapıyoruz. Burası çok uzun ve güzel bir cadde, birde yılbaşı için süslemişler daha bir güzel olmuş.
Vakit geçiyor metro ile otele dönüyoruz burdan. Akşam yemek için otelde biraz dinlenip tekrar çıkıyoruz. Bu geceki adres Gendarmerie restoran. Restoran çok havalı ve güzel ama servis biraz yavaş. Yemekten sonra Hotel de Rome’a gidiyoruz, barda bir şeyler içmek için. Her şey güzel ve servis kusursuz. Vakit ilerledikten sonra otelden çıkıp nehir kıyısında yürüyüş yapıyoruz. Berlin yaşıyor… Çok güzel kafeler, restoranlar ve barların önünden geçiyoruz. Berlin’de her yerde nerdeyse bir tiyatro karşınıza çıkıyor. Bunlardan biri de Brecht’in tiyatrosu. Hava soğuk, geç oldu sabah yine yollara düşücez, otele dönüp iyi bir uyku çekiyoruz. Unutmadan hatırlatalım en uzun, en yoğun ve en büyük gezimiz ise Pazar gününde yani Berlin 3. Gün yazısında… Kaçırmayın










































"Berlin 2. Gün" yazısına hiç yorum yapılmamıştır.
Yorumunu yaz!